Gece Grubu Fan Sitesi

GeCe'nIn iÇiNdEn geldik ya siz?
 
AnasayfaGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bu Kadar sevebilirmisiniz ?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
~~FuLyA~~

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 173
Yaş : 24
Nerden : GeCe'nİn !ç!nDeN
Lakap : çubuk kraker
Kayıt tarihi : 21/08/08

MesajKonu: Bu Kadar sevebilirmisiniz ?   Paz Ağus. 24 2008, 20:41

Bu Kadar sevebilirmisiniz ?



Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta
okuyordu,öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir
kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı
duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle
konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar.
İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında.
Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişt i otobüse, kız
ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah
erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların
durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...


Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok
mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı
kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın
sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar
olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara
yenik düşen, banka

hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da
kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi
onlarınki...


Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü,
büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi
sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim
olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına.
Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın,
sımsıkı sarılıp adama ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt
verirdi hep...


Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir
tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... Kütüphanenin ikinci rafında
başka bir not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok
sevdiğimi sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu
notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,
kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....


Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa
olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı
yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.
Adam,

hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.
Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken,
harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı
olan.Ne dersin, bu evi alalım mı? dedi adama.Bu viraneyi yıktırır,
harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası
olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım
burayı. Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?diye yanıt verdi
adam. Amerikadaki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç
para olursa olsun, burası bizimdir artık....


Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları
zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular
telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç
gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi
kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek
için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en
iyisi o evi unut...


Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da
çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur
anlat diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve
sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça,
beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu
yüreği...


Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte
geçtiği arkadaşına dert yanarken, Artık dayanamıyorum, sana söylemek
zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. İş yerimin
tam

karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen.
Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya.. Sus, sus çabuk, duymak
istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını,
kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın
hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri

masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden
aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen
evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...


Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona

sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.
İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta
yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında
ve

bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir kez
kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, '' defol '' dedi
nefretle...


İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son
bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya
çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerikaya yerleştiğini
öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama
nöbetleri

geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.


Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,
kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle
uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri
girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor. dedi genç kadın.
Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey
göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
Geçen yıl

Amerikadaki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir
senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi
onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden
uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine
de haber vermedi. Birlikte Amerikaya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa
ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi
görüyor ve kurtulacağına

inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son
anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi... Gözlerinden akan
yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek
istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.
İtinayla katlanmış

bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, Lütfen bütün notları
sırayla oku bir tanem diyordu... Sırayla okudu; Seni çok sevdim, Seni
sevmekten hiç vazgeçmedim Senin için ölürüm derdin hep, doğru
söylediğini bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim. Şimdi bana söz
vermeni istiyorum. Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?


Son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü
kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: Sahildeki evimizi senin
çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı
ederken, ben hep seni izliyor olacağım...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Bu Kadar sevebilirmisiniz ?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gece Grubu Fan Sitesi :: ..:: Kişisel Bölge ::.. :: Aşk ve Sevgi-
Buraya geçin: